Zeynel Emre: “Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın Kesin İhraç İstemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na Sevkine Karar Verilmiştir!”

05.04.2026

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Özkan Yalım hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının tamamlandığını ve kesin ihraç istemiyle YDK’ya sevk edildiğini açıkladı. 5 Nisan Avukatlar Günü vesilesiyle yargıdaki erozyona ve Silivri’deki milletvekili yasaklarına tepki gösteren Emre; Esenyurt’taki “şehir suçları” ile Beylikdüzü’ndeki planlı kentleşmeyi kıyaslayarak iktidarın rant odaklı politikalarını eleştirdi. Derinleşen ekonomik kriz, artan uyuşturucu ve yeni nesil çeteleşme sorunlarına dikkat çeken Emre, “Bu yağma düzenine karşı çözüm sandıktır; Türkiye’yi bu karanlıktan milletin azim ve kararı kurtaracaktır” dedi.

CHP Sözcüsü Emre, Beylikdüzü İlçe Başkanlığı’nda gerçekleştirdiği basın toplantısında şu açıklamalarda bulundu:


Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlarım.

ÖZKAN YALIM’IN DOSYASI YARIN YDK’NIN ÖNÜNDE OLACAK

Değerli arkadaşlar, tabii önemli gündemlerimiz var, önemli başlıklar var. Bunlardan bahsedeceğiz size. Öncelikle tabii Cumhuriyet Halk Partisi'nin son bir yıldır yaşadığı yargısal operasyonların dışında partimize yönelik bir psikolojik harp tekniklerinin uygulandığının da altını çizmek isterim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak en son yaptığımız Merkez Yönetim Kurulu toplantısında Uşak Belediyesine yönelik operasyon ve belediye başkanımızın gözaltına alınması ve gözaltına alındığı andan itibaren paylaşılan o görüntüler, mahrem kalması gereken görüntülerin paylaşılması sonrasında Merkez Yönetim Kurulunda bir disiplin işlemi başlatılması konusunda oy birliğiyle bir karar verilmişti. Ve bu kapsamda iki Parti Meclisi Üyesi arkadaşımız görevlendirildi. Cezaevinde Özkan Yalım dinlendi. Kendisiyle ilgili tüm tutanaklar, belgeler getirilip incelendi ve bir rapor olarak Genel Sekreterliğimize sunuldu. Ve bu rapora baktığımız zaman da o günkü Merkez Yönetim Kurulu kararında bir değişiklik olmamasına ve Özkan Yalım'ın kesin ihraç istemli olarak ve tedbirli olarak Yüksek Disiplin Kuruluna sevkine karar verilmiş oldu. Biz tabii bu kararı geçtiğimiz hafta aldığımız zaman yani prosedür işlemlerini işletmek, savunmasını almak, ilgili belgeleri getirip incelemek konusunda bir karar aldığımızda başta Genel Başkanımız olmak üzere partimize yönelik asılsız ithamlar, suçlamalar, yandaş ekranlarda bakıyorsunuz efendim disiplin işlemi uygulayamazlar, onu yapamazlar. Çeşitli saçma sapan iddialarla partimizi ve Genel Başkanımızı itham ettiler. Biz bu organize kötülükle de mücadele etmeye devam edeceğiz. Yalanlar söylemeye devam edecekler. Biz gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Günün sonunda da hak ve haklı kazanacaktır. Bunu da buradan not düşmek istiyorum. Pazartesi günü itibariyle de dosyası Yüksek Disiplin Kurulunun önünde olacaktır.

BÜTÜN BAROLARIMIZIN VE AVUKATLARIMIZIN AVUKATLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUM

İkinci olarak; bugün aynı zamanda 5 Nisan Avukatlar Günü. Ülkemizde görev yapan meslektaşlarımızın avukatlar gününü kutluyorum. Çok zor şartlarda görev yapıyorlar. Çok büyük problemleri var. Gerek stajyer avukatların, gerek mesleğin ilk başında görev yapan meslektaşlarımızın ciddi geçim sıkıntıları var. Ülkedeki yargı terazisinin bu kadar bozulduğu bir ortamda, silahların eşitliği ilkesinin bu kadar erozyona uğradığı bir ortamda hukuk mücadelesi veriyorlar. Ben bütün barolarımızın, avukatlarımızın avukatlar gününü kutluyorum. İnşallah onlarla birlikte gelecekte adil, eşit bir hukuk düzeninin olduğu bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz diyorum.

SİLİVRİ’DEKİ MİLLETVEKİLİ YASAKLARI VE EKREM İMAMOĞLU’NA TECRİT

Üçüncüsü olarak da; burada tabii yine gündeme geçmeden önce bir hususu daha ifade edeyim. Biz basın toplantılarımızda haftada iki yapmak üzere bir tanesini Silivri Dayanışma Merkezimizde, orada haftalık Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve orada haksız bir şekilde cezaevinde tutulan arkadaşlarımızın yaşadıkları hukuksuzlukların altını çizerek oradaki vahim hatalardan bahsederek toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Bir diğerinde de ülkenin yakıcı problemleri. Ülkenin emekçisinin, emeklinin, çiftçinin, işçinin, öğrencinin, gencinin problemlerini yurttaşlarımızla paylaşıp partimizin çözüm önerilerini anlatıyoruz. Bu kapsamda da bir hususu daha belirtmek isterim. Ben geçtiğimiz basın toplantısında söyledim. Ondan öncekinde de ifade ettim. Ülkedeki yargıçlar ve savcılar mevcut kanunlara göre davranmak zorundadır. Hiçbir soruşturma makamı, hiçbir yargılama makamı, kanundan almayan bir madde, bir düzenleme resen yapamaz. Bugün milletvekilleri milletten aldığı yetkiyle, anayasadan kaynaklı haklarla görev yapmaktadır. Milletvekillerinin iki görevi vardır temel. Bir yasama görevi, iki denetim görevidir. Bu kapsamda da milletvekilleri tüm kamu kuruluşlarını denetleyebilir, gidebilir, ziyaret edebilir. Ülkedeki tüm mahkemelere duruşmalara gider, izleyebilir. Bunu hiçbir idari kararla kimsenin engelleme hakkı yoktur. Eğer bir duruşmada bir milletvekili duruşma düzenini bozacak davranışta bulunduysa iddia edildiği gibi yapılabilecek şey hakkında suç duyurucusunda bulunmak, fezlekeye bağlamak, yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermektir. Bunun dışında bir işlem yapamazsınız. Hal böyleyken Silivri'deki yargılamalarda 5 milletvekili arkadaşımıza sadece o duruşmaya özgü değil, yapılan tüm yargılamalarla alakalı süreden bağımsız duruşma yasağı uygulaması diye bir durumdan bahsedilmektedir. Buna ilişkin bir yazılı karar yoktur. Buna ilişkin dediğim gibi bir kanun yoktur. Hangi makamın verdiği belli değildir. Mahkeme başkanı bu kararı ben vermedim der. Kapıdaki jandarma bize böyle talimat geldi der. Ve sonuçta anayasal hakkı milletin egemenliğine dayalı, milletin oylarıyla seçilmiş milletvekillerinin anayasal hakkı engellenmektedir. Bu uygulamayı yapan mahkeme başkanıysa mahkeme başkanı, başsavcılıksa başsavcılık, askeriye ise askeriye herkes suç işlemektedir. Bizim orada milletvekilimiz, İstanbul milletvekilimiz ve Yüksek Disiplin Kurulu Başkanımız Turan Taşkın Özer, Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır, Genel Başkan Yardımcılarımız, Parti Meclisi Üyelerimiz, Milletvekili olan arkadaşlarımızın ayrı ayrı birbirinden farklı mahkemeler dahi olmak üzere siz buraya giremezsiniz diye orada kimsenin jandarmayı karşısına dikmeye hakkı yoktur. Buradan bir kez daha belirtelim, anlatalım. Bizim özel olarak yargılama süreçlerini uzatmak, oralarda bir gerginlik yaratma düşüncemiz yoktur. Ancak bu durum da sürdürülebilir değildir.

MECLİS BAŞKANI NUMAN KURTULMUŞ; YASAMA ÜYELERİNİN HAKKINI, HUKUKUNU KORUMAKLA MÜKELLEFTİR

İkinci olarak da; bizlerin cezaevinde tutuklu olan arkadaşlarımızı ve Türkiye'deki diğer tutukluları ziyaret etme hakkımız vardır. Biz yasama üyesiyiz. Yürütmenin bunu keyfi bir şekilde sınırlama hakkı yoktur. Sadece örgüt suçlarına ilişkin bir bildirim düzenlemesi vardır. Ancak bu dediğim gibi sadece bildirim amaçlıdır. Buna böyle süresiz kısıtlama getiremezsiniz. Şu anda Sayın İmamoğlu'na yönelik bir tecrit uygulaması vardır. Kendisinin düşüncelerinin, konuşmalarının her türlü kısıtlanmasının ötesinde, sosyal medya hesaplarının, resimlerinin yasaklanmasının ötesinde bu kez de milletvekillerine yönelik İmamoğlu ile ilgili bir görüş yasağı söz konusudur. Bu da yine sadece bizi ilgilendiren bir durum değildir. Ülkede görev yapan tüm milletvekili arkadaşlarımız ve Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş yasama üyelerinin hakkını, hukukunu korumakla mükelleftir. Bunun da altını çizelim.

BEYLİKDÜZÜ’NDEN ESENYURT’A: ŞEHİR SUÇLARI MÜZESİ

Değerli arkadaşlar, bugünkü basın toplantımızı İstanbul Beylikdüzü İlçe Başkanlığımızda gerçekleştiriyoruz. Burasının tabii şöyle bir önemi var. Bizim Cumhurbaşkanı Adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu burada Beylikdüzü İlçe Başkanlığı yaptı 5 yıl boyunca. 2009 yılından 2014 yılına kadar. Hani bir örgüt, bir suç hikayesi yaratılmak isteniyor ya. Siyasal faaliyetten bahsediyoruz. Burada bu salonlarda, bu ilçe binasında 5 yıl görev yaptı. 5 yılın sonunda yapılan eğilim yoklaması sonrasında açık farkla birinci seçildikten sonra partimizin Beylikdüzü Belediye Başkan Adayı olarak görevlendirildi ve Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ait bir belediyeyi Cumhuriyet Halk Partili yaptı ve 5 yıllık çok doğru, çok özverili çalışmaları sonrasında da Büyükşehir adayı gösterildi. Bu kez de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Ve yine bir 5 yıl halk memnuniyeti çok yüksek olduğu için bu sefer açık farkla yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Ve burası da bizim yol arkadaşımız, şehir plancısı Sayın Mehmet Murat Çalık aday gösterildi ve burada da yine çok yüksek oylarla kendisi halk tarafından seçildi. Bu ilçede kendilerini anmadan geçmek istemedim. Dayanışma duygularımızı gönderelim. Belediye başkanlarımız yalnız değildir. Elbette bu kötü günler geçecektir. Özgür günlerde yine buralarda, İstanbul'da kendileriyle buluşacağız. Buna yürekten inanıyoruz.

Bununla birlikte tam buradayken bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Bakın burası Beylikdüzü. Şuradan bir yol geçiyor arkamızda ve bir köprü var. O köprünün gerisi de Esenyurt ilçesi. Esenyurt ilçesi Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yıllarca o kadar kötü yönetimi, o kadar rantı düşünerek sürekli 20 kat, 30 kat gibi sıkışık mekanlarda çevre düzenlemesi yapmadan, gerekli yeşil alan düzenlemesi yapmadan, sadece rant düşünülerek yoğun yapılaşma sonrasında 1,5 milyon nüfuslu bir yer haline geldi. Gettolaştı, güvenlik problemi var. Esasında bir şehir suçu nasıl işlenir dediğimizde gidip baktığınızda Esenyurt. Ülkede gerçek anlamda bir hukuk düzeni olsa bizim bu arkamızdaki ilçeyi buradaki şehir suçlarına yönelik yapan o Adalet ve Kalkınma Partili yöneticileri yargılar, onları cezalandırır. Buraa ise Beylikdüzü’nde geniş sokaklarıyla, parklarıyla, yeşil alanlarıyla metrekareye düşen yeşil alan bakımından örnek gösterilecek bir kent ve bu kenti bu hale getiren belediye başkanları da bugün hapiste. Dolayısıyla ülkedeki çarpık düzen, ülkedeki yandaşı koruyan, ne olursa olsun Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda kalsın anlayışını düşünen bir yargı düzeninin bugün işte bu ikili hukuk düzeni ve bu çarpıklığı da buradan bir kez daha haykırmak istiyorum.

İKTİDARIN DIŞ POLİTİKAYA İLİŞKİN İRAN ANLATISI İNANILIR GİBİ DEĞİL!

Değerli arkadaşlar, kıymetli vatandaşlarımız, son günlerde bir anlatı var dış politikaya ilişkin. Neymiş efendim iyi ki bizim başımızda Tayyip Erdoğan varmış. Yoksa ülkemiz çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalırmış. Evet bölgemizde bir ateş çemberi var ve savaşlar yaşanıyor. Bugün ABD ve İsrail'in İran'a açık bir saldırısı var. Buradan iktidar ve yandaşları şöyle bir anlatı yapıyor. Efendim Tayyip Erdoğan kurduğu stratejiyle bizi savaştan koruyormuş. Ya Allah aşkına yani ne yapacaktık? Bugün Tayyip Erdoğan dışında herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı bu ülkenin cumhurbaşkanı olsa gidip İran'a mı saldıracaktı Amerika'yla, İsrail'le bir olup? Ya da İran'ın safında yer alıp Amerika ve İsrail'le mi savaşacaktı? Elbette ki bu savaşın tarafı olmayacaktı. Bununla birlikte saldırı altında olan İran'a yönelik en azından İspanya başbakanının söylediğinin onda birini söyleyecek cesareti olurdu. En azından İspanya başbakanının söyleyeceği yani o kadar söyleyemezdi belki ama en azından onda birini söylerdi. Yani bu utangaçlığı, efendim hala dostum Trump söylemini, hala Gazze Barış Kurulunda oradaki ileriye dönük rant düzeni, Filistinlilerin olmadığı bir düzenin parayla girilen bir kurulun o ayıbın içinde olmazdı. Bu anlatı gerçekten inanılır gibi değil. Dış politikada ülkeye bu kadar zarar veren bir iktidardan bahsediyoruz. Bu kadar 180 derece dönüş ve yaşadığımız milyarlarca dolarlık zarar. Gerek Suriye politikasında, gerek Libya'da bakın Kaddafi'ye yönelik ilk NATO operasyonu olduğunda Tayyip Bey NATO'nun ne işi var orada diyordu. Sonradan sesini kesti destekler pozisyona girdi. Mısır'daki iç siyasette taraf oldu. Katil Sisi dedi, darbeci Sisi dedi. Ambargolarla karşılaştık. Milyarlarca dolar zarar ettik. Şimdi dostum Sisi'ye döndü. Bu mu yani öngörülebilir dış politika? Bugün bölgedeki büyükelçilere bakın hepsini yandaşlarla doldurdular. Hiçbirinin büyükelçiliğe yönelik içeriden gelen bürokrasiden gelen bir tecrübesi yok. Dolayısıyla eğer bir dış politika örnek alınacaksa Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dış politikası örnek alınsın. Atatürk Ankara merkezli, diğer ülkelerin haklarına saygı duyan, kazan kazan ilkesine dayanan dış politikayla kısa sürede hem dünyada hem de bölgede çok saygın bir konuma getirmişti Türkiye'yi. O nedenle bu çarpık düzenin, bu 180 derece dönüşlerin, ülkeye verdiği zararın görmezden gelinerek bir İran anlatısı üzerinden çok büyük başarı varmış gibi anlatılmasını da hakikaten garip karşıladığımızı ifade edelim.

YENİ NESİL ÇETELER VE UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE

Kıymetli yurttaşlarımız, kötü yönetimin sonuçları var. Bu sonuçlardan biri de artan suç oranı ve yeni nesil çeteler. Ben basın toplantılarında sıklıkla bunu dile getiriyorum. Hem gençliğin içine düştüğü durum, hem çocukların durumu, hem de bunun Türkiye açısından tehlikesi. Biz bunu dile getiriyoruz ve mecliste bu konuda araştırma komisyonları kurulması, politika geliştirmesi gerektiğini söylüyoruz. Verdiğimiz teklifler reddediliyor. Ne yapıyor dediğimizde iktidar hiçbir şey yapmıyor, izliyor. Ve her geçen günde açılan dava ve iddianamelerde baktığımızda gerçekten çok çarpık olay var. Şimdi bir tanesiyle ilgili yeni nesil çetelerden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bir operasyonu var ve bakın biz söylemiyoruz Savcılığın tespiti. Diyor ki, yeni nesil mafya olarak tabir edilen, dijital çağın imkanlarını kullanan klasik mafya yapılanmalarından farklı, teknolojiyi, sosyal medyayı etkin kullanan, özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki çok nüfuslu, yoksul ailelerin çocuklarını bu örgüte dahil eden. Yine aynı şekilde başka ülkelerden gelip de yabancı olup bu ülkede yetişen gerek Suriyeli, gerek Afgan, gerek Pakistanlı ailelerin çocuklarının bu örgüt tarafından, benzer örgütler tarafından ele geçirildiği, çocuk yaşta cinayet işlettikleri, adam vurdukları, yaralama olaylarına karıştıklarına yönelik tespit var. Çünkü kısa zaman içinde güç, prestij, kazanma hevesi… Tabii iktidar ve ortağı Cumhur İttifakı mafyayla bu kadar iç içe olup fotoğraflar paylaştıkça da toplumda bunun meşruiyeti de başka bir algıya gidiyor. Bunun da altını çizelim. Bu kapsamda da mesela geçen yakalanan çeteyle ilgili sekizi yabancı uyruklu. Bakın bunlardan biri Filistinli, diğerleri Suriyeli. Şimdi burada savcılığın yaptığı tespit önemli. Çünkü biz defalarca söyledik burada. Aynı zamanda uyuşturucunun, uyuşturucu kullanımının çok yaygın olması da bu suç örgütlerinin artışında önemli bir etken. Bakın nereden tabii baksak yargı düzeni dökülüyor. Biz Beylikdüzü’ndeyiz. Hemen şu Büyükçekmece Adliyesi var. Büyükçekmece adliyesinde adli emanetteki altınları, ilgili ziynet eşyalarını oranın sorumlusu aldı kaçtı yurt dışına gitti. Bakın görülmüş iş değil. Adliyeler dökülüyor. Geçtiğimiz günlerde de Gaziantep'te bir olay yaşadık. Gaziantep'te bir katip uyuşturucu satıcısı. Düşünebiliyor musunuz Adliyenin içerisinde bir katip uyuşturucu satıcısı olarak gözaltına alınıyor. Geniş kapsamlı bir operasyondan bahsediliyor. Bugün Türkiye'de uyuşturucuyla ilgili bağlantılı 800 bin dosya var. Bunların büyük çoğunluğu içicilik, kullanım ve işin magazinsel boyutunu merkezine alan iktidarın esas itibariyle uyuşturucuyla mücadele ettiğini söylemek zor. Çünkü siz sivrisineklerle uğraşıyorsunuz. Halbuki bataklığı kurutmanız lazım. Bu kadar yaygın uyuşturucu ülkenin her tarafında okul önlerine kadar nasıl geldi?

GENÇLERİN "İYİ OLMA HALİ" RAPORU: GELECEK UMUDU TÜKENİYOR

Hal böyleyken de gençlerin Türkiye'deki durumu gerçekten içler acısı durumda. Bugün Habitat Derneği'nin 2017'den beri yayınladığı Türkiye'de gençlerin iyi olma hali. Buradan bazı rakamlar sizlerle paylaşacağım ama şunun da altını çizmeden geçmek istemiyorum. Bakın 2017 yılı Türkiye'de referandumun yapıldığı, iktidar ve ortağının seri yalanlar ve manipülasyonlarla halkı kandırarak içinde bulunduğumuz rejimin eğer evet denirse ülkenin ekonomik uçuşa gideceğini, sosyal refah olacağını, eğitim sisteminin iyi olacağını, dünyayla rekabet eden bir düzene geçeceğimize yönelik, doların düşeceğini, enflasyonun düşeceğini… Dünya kadar yalan, peş peşe sıralandı. Bakın 2017 referandumdan evet geçti. 2018'de uygulamaya geçti. Burada 1403 genç 18 - 29 yaş arası ne diyor araştırma? Yüzde 71'i 2017'de kendisini iyi hissediyormuş gençlerin. Bugün bu oran yüzde 54'e düşmüş. Gelecekten umudu olan gençlerin sayısı yüzde 67 iken bugün bu oran yüzde 54'e düşmüş. Gençlerin yüzde 63'ü girişimci olmak isterken bugün bu oran yüzde 36'ya düşmüş. Niye biliyor musunuz? Çünkü liyakate inanmıyor, eşitliğe inanmıyor. Kendi geleceğini yurt dışında görüyor. Bu tablo görülüyor ki ülkemizdeki pırıl pırıl genç çocukların gerçekten geleceğe ilişkin umudu yok. Yine başka bir araştırma gençlerin yaşam memnuniyeti, gençlerin umudu. Çok düşük rakamlarda. Yani bugün geleceğe ilişkin umutla bakan genç oranı yüzde 16'ya düşmüş durumda. Yüzde 67'lerden yüzde 16'ya düştü. Bakın 2017'den bugüne 8 yıllık bir süre içerisinde. Dolayısıyla gerçekten çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Çünkü nüfusumuz yaşlanmaya başladı. Biz Avrupa'nın en genç ülkelerinden biri olduğunu yıllarca söyledik ama bu avantajımızı kaybediyoruz ve elimizde bulunan gençleri de istihdama yönlendiremiyoruz. İyi bir yaşam sunamıyoruz. İyi bir psikoloji altında değiller. O nedenle biz diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak muhakkak yetki elimize geçtiğinde ulusal mekanizmalarda, yerel yönetimlerde, gençlere açık forumlarda, danışma kurulları ve katılımcı bütçeleme mekanizmaları yaygınlaştıracak, gençleri aktif yurttaş haline getireceğiz. Eğitim sisteminde kreşten yükseköğretime kadar fırsat eşitliğini hayata geçireceğiz. Engelli gençlerin kamusal yaşamda olması için pozitif ayrımcılıkları hayata geçireceğiz. Gençlerin ekonomik bağımsızlığını güvence altına alacak ve beceri uyumsuzluğu ile deneyimsiz kaynaklı engelleri ortadan kaldıracağız. Gençler için altyapı ve donatı yatırımlarını yaygınlaştıracağız. Mentörlük uygulaması getireceğiz. Gençlerimizi geleceğe hazırlayacağız. O nedenle de ben buradan gençlerimize sesleniyorum. Hiç kimse karamsarlığa düşmesin. Hep birlikte mücadele edeceğiz ve Türkiye'yi muhakkak içinde bulunduğu durumdan çıkartacağız.

DEZENFORMASYON YASASI VE BASKI REJİMİ

Biz bunları söylüyoruz. İktidar ne yapıyor dediğimizde sürekli çeşitli kanunlar çıkartıyor ve ülkenin aydınlarını, gençlerini, kadınları, gazetecileri baskı altına almaya çalışıyor. Bakın 2002'de bir kanun çıktı. Neymiş? Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak. Çıkarken de adalet komisyonunda görev yaparken de şiddetle itiraz ettik. Dedik ki siz insanlar konuşmasın istiyorsunuz. Çünkü neyin doğru neyin yanlış olacağını hangi savcılık hangi veriye göre bunu belirleyecek de soruşturma açacak? Bugün itibariyle 4590 kişi hakkında bu nedenle soruşturma açıldığı var. Ve yanında diğer suçlarla birlikte soruşturma açılanlar bu rakama dahil değil. Bunu kattığınız zaman rakamın daha yüksek olduğunu düşünüyorsunuz. Biz kendi vatandaşımıza daha iyi bir refah diyoruz. Daha özgür alan sunmaya çalışmamız lazım diyoruz. İktidar ise nasıl daha fazla baskı yaparım, nasıl gençleri daha fazla işsiz, geleceksiz bırakırım diye adeta yoğun bir uğraş altında. İktidarın uyguladığı politikaların hangisinde vatandaş sevgisi var? Hangisinde ülke sevgisi var? Ben size soruyorum. Özelleştirme politikalarında bu ülkenin ve vatandaşın lehine ne var? Çevre politikalarında vatandaşa, karşı itiraz edeni tutukluyor. Yap işlet politikalarında Sayıştay raporları var. Vatandaş zararı uğruyor. Eğitim politikalarında vatandaşın çocukları kötü eğitim alıyor, beslenemiyor. Sağlık politikalarında ciddi bir hortum düzeni var. Vatandaşa karşı burada. Hukuk politikalarında hukuka güven yüzde 20'nin altına düşmüş durumda. Dolayısıyla bu kadar çöküş içerisinde bir ortamda bizim de sıklıkla sandığa çağrı yapmamız meşrudur, haktır. Bu ortamı ancak yeni bir düzen, yeni kimseler, yeni kurumlar, yeni kurallarla yeni bir başlangıçla olabilecek iştir. Bir an evvel sandığın gelmesi lazım.

TARIMDA ÇÖKÜŞ: "ÇİFTÇİ TRAKTÖR ALAMIYOR"

Ben yaptığım basın toplantılarında, bütün basın açıklamalarımda ülkenin beka sorunu ne dediğimizde başlıklardan birinde muhakkak tarıma yer veriyorum. Çünkü üretimde her yıl geriliyoruz. Dışa bağımlı hale geliyoruz. Hele böyle savaşların olduğu bir dünya düzeninde aksine kendine yetmemiz lazım. Bugün bakın çiftçimiz kan ağlıyor. Bazı rakamlarla durumu tespit edebiliyoruz. Ayrı ayrı kurumların araştırmasıyla. Mesela Türk Tarım Alet ve Makinaları İmalatçıları Birliği yani TARMAKBİR'in verileri var. Neyi gösteriyor size? Traktör alımı, üretimi ve ithalatı. Bakın, 2025 yılında traktör üretimi bir önceki yıla göre yüzde 41 azalmış. İhracat ise aynı dönemde yüzde 10 daralmış. Yani sayı da vereceğim. 75 binden 42 bine düşmüş. Bir önceki yılı alırsanız 2023'ü 90 binlerden bu rakamlara gelmiş. Bakın 90 binlerden 40 binlere gelmiş. Çiftçiler traktör almıyor. Niye? Üretemiyor, kazanamıyor. Evet bunun biliyoruz ki bazı nedenleri oldu. Yani doğadan kaynaklı nedenleri de oldu. Zira oldu, kuraklık oldu, sel oldu, dolu oldu. Ama bunu sadece biz yaşamıyoruz dünyada. Yani iklim değişiklikleri dünyanın her ülkesinde yaşanan bir şey ve ülkeler bu konuda tedbirler alıyor, ek düzenlemeler yapıyor. Çiftçiyi destekliyor. Biz diyoruz ki burada yani bu kadar karanlık bir dönem içerisindeyiz. Çiftçiyi desteklememiz lazım. Banka kredisi vermemiz lazım. Ziraat Bankası çiftçinin bankasıdır. Yandaşlara, yandaş kanalları ele geçirmek için kurulmuş bir banka değildir. Bu amaçla kullanılmalıdır. Halbuki ne yapıyorlar biliyor musunuz? Biz bunu söyledikçe efendim mesela Türkiye'ye en büyük et ithalatı yapan Polonyalı şirket. Bakıyorsunuz hissedarlarından birinin Adalet ve Kalkınma Partisi gençlik kolları yöneticisi olduğuna yönelik haberler çıktığı anda erişim yasağı geliyor. Milli güvenlikmiş, bilmem neymiş, şuymuş, buymuş. Niye? İşte bir yandaş transferi daha deşifre olmasın. Biz bu karanlık tabloya rağmen Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki mazotta KDV yüzde 1'e inecek. Faizsiz gübre kredileri sağlayacağız. Çiftçinin kredi faizlerini sileceğiz. Anaparayı uzun vadeli yapılandıracağız. Başka türlü bu ülkede üretimin canlanmasına imkan yok.

ENFLASYON VE SOSYAL ADALETSİZLİK

Bugün TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre enflasyon artmaya devam ediyor. ENAG ve TÜİK'in ayrı ayrı rakamları var. Birinin yıllık enflasyon hesabı yüzde 30, bir diğerinin yüzde 54 seviyesinde. Yani farklı hesaplamalar da olsa şunu gösteriyor ki yılbaşı itibariyle açıklanan bir sonraki yıl yüzde 20'ye düşecek enflasyon, bunun altına düşürecek rakamı tutmayacağı belli oldu. Yine bugün itibariyle elektrik ve doğalgaza yüzde 25 zam yapıldı. Bunun diğer alanlardaki yansımaları da kaçınılmaz olacak. Şimdi siz bunu şöyle düşünün değerli arkadaşlar. Asgari ücretli yaşayan insanlar yaklaşık 11 milyon. Emekliler aldıkları maaşı düşünün 20 bin lira, 28 bin lira, 22 bin lira. Burada Türk- İş’te yoksulluk ve açlık sınırını sürekli güncelliyor. Rakamlara bakıyorsunuz. 4 kişilik bir ailenin sadece gıda harcaması yani açlık sınırı 32 bin 792 lira olmuş. Yani asgari ücretlilerin hadi diyelim ki her iki aileden birinin ayrı bir geliri olduğunu düşünelim. Yine de böyle baktığınızda 5 - 6 milyon asgari ücretli, 4 kişilik bir ailesi, emeklisi ülkede milyonlarca açlık sınırının altında yaşayan, yaşam mücadelesi veren insanlar olduğunu görüyoruz. Yine DİSK-AR'ın işsizlik görünümü raporunda da işsiz sayısının 12 milyon, geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyon 109 bine ulaştığını görüyoruz. Geniş tanım ne demek? Adam vazgeçmiş iş aramaktan. Hiçbir şey yapamıyor. Umudu kalmamış. Yani sadece günü idare etmeye çalışıyor. Ve bu rakam Avrupa Birliği rakamları arasında uçurum var. Bizde yüzde 29,7 olarak çıkıyor. Avrupa bilgisi ülkelerde yüzde 12 çıkıyor.

PIRLANTAYA VERGİ MUAFİYETİ, AKARYAKITA ÖTV

Dolayısıyla yani bu durumda ne yaparsınız? Bir torba yasa çıkıyor. Torba yasada bizim yıllarca söylediğimiz bir düzenleme var. Kardeşim ülkede vergi almadığın hiçbir şey yok. Her şeyden ÖTV alıyorsun elmastan, pırlantadan almıyorsun. Ya bu olacak şey mi dedik? En sonunda torba yasayı getirdiler ama bu rant lobileriyle öyle bir ilişki içindeler ki çıkarmak durumunda kaldılar. Şimdi akaryakıttan ÖTV alınıyor. Doğalgazdan alınıyor, beyaz eşyadan alınıyor, otomotivden alınıyor. Ama iş pırlantaya, elmasa gelince anında duruyorlar. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi zenginlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi halkın partisidir. Halkın menfaatlerini düşünür. Çok ilginç. Tarımsal üretim düşüyor. Rakamlar verip anlatıyoruz. İşte yüzde 9 civarında düşmüş. 2025 yılı. Pırlanta ve elmasın olduğu kıymetli taş ithalatı da geçen yıl 4 milyar artmış, 28 milyar dolar seviyesine gelmiş. Bu ne demek biliyor musunuz? Halk yoksullaştıkça çok zengin bir elit zenginleşmeye devam ediyor. Ve bu zenginleşen kesimler ise pırlantaydı, elmas gibi parasını buralarda yatırımlara çeviriyor.

ORMAN TALANI VE ESRA IŞIK’IN TUTUKLANMASI

Değerli arkadaşlar, tabii çok konu, çok başlık var. Her bir toplantıda ayrı ayrı konulara değiniyoruz. Ülkemizin sorunları bitmez. Son olarak bir hususa daha değinerek konuşmamı tamamlamak istiyorum. Şimdi bir yağma düzeni var. En sonda madencilik alanlarında. Sürekli yeni maden sahaları ilan ediyorlar, açıklıyorlar. Sadece geçen yıl itibariyle 1400'ün üzerinde maden sahası ve bunlar da ülkedeki milyonlarca hektar alanın yok olması demek. Orman arazisinin yok olması demek. Su havzalarının zarar görmesi, milli parkların zarar görmesi demek. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yoğun maden sahası veren ve çıkardığı yasalarla da efendim işte ÇED raporu 3 ay içinde gelmezse ÇED olumlu sayalım. En hızlı, en acil şekilde yine rant aynı yanda şirketlere peşkeş çekilen bir düzen. Buna itiraz eden bu ülkenin pırıl pırıl gençleri var. Bunlardan biri de Esra Işık, 25 yaşında. İkizköy Muhtarı Necla Işık'ın kızı. Anne kız ormanları talan edilmesin, yok edilmesin diye mücadele ediyorlar. Esra Pamukkale Üniversitesi Psikolojik Danışmanlığı bölümünü bitiriyor ama köyünden, toprağından kopmuyor. Orada yaşıyor ve bu mücadeleyi verdiği için bu kız çocuğunu da siz tutukladınız. Bu kadar vicdansızlık olmaz. Ne yaptı bu kız çocuğu? Ne yaptı? Orada yapılan talana, orman katliamına karşı durdu.

Değerli yurttaşlarımız, ormanlarını kaybeden bir ülke geleceğini kaybeder. Tarım alanını kaybeden bir ülke gıda güvenliğini kaybeder. Siz eğer suyunuzu siyanüre karşı korumazsanız, ağır metalle taşocağı tozuyla kirletirseniz o ülke halk sağlığını kaybeder. O nedenle içinde bulunduğumuz dönem bir yağma düzenidir. Bu mesele aynı zamanda bir demokrasi, hukuk, gıda güvenliği, halk sağlığı ve egemenlik meselesidir. Biz egemenliğimizi geleceğimiz için, egemenliğimiz için sonuna kadar mücadele edeceğiz ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerek Örgütlerimiz, İl Başkanlıklarımız, İlçe Başkanlıklarımız, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki kadrolarımız, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclis Üyelerimiz, Disiplin Kurulu Üyelerimiz, yurdun dört bir tarafında halkımızla gerçekleri paylaşmaya, haykırmaya devam edeceğiz. Er ya da geç bu ülkeye demokrasi gelecek. Bütün bu haksızlıkları, hukuksuzlukları yapanlar da bunun bedelini ödeyecek.

Katıldığınız için teşekkür ederim değerli arkadaşlar.