Zeynel Emre: “Silivri’deki Organize Kötülük, Milli İradeye ve Anayasal Haklara Yönelik Açık Bir Saldırıdır!”

27.03.2026

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Silivri Dayanışma Merkezi’nde gerçekleştirdiği basın açıklamasında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu ile belediye başkanlarına yönelik yürütülen operasyonların hukuki değil, siyasi bir kumpas olduğunu vurguladı. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, “Burada yaşananlar hukukla izah edilemez; bu, halkın iradesini ancak kendi kazandığı vakit tanıyanların kurduğu bir pusudur” dedi. Emre şunları söyledi:

SİLİVRİ’NİN KUMPAS MİRASI: "AKP - FETÖ İŞBİRLİĞİNİN YENİ VERSİYONU"

Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün sizlere Silivri Cezaevi'nin yakınında bulunan dayanışma merkezimizden sesleneceğiz. Buradan burada yaşadıklarımız, geçtiğimiz hafta 4 gün boyunca yürüyen duruşmalar, bir önceki hafta başlayan süreç ve bu operasyonların başlangıç tarihinden bugüne kadar geldiğimiz süre içerisinde yaşanan hukuksuzlukları, adaletsizlikleri, çifte standartları buradan sizlerle paylaşacağım. Burada bizim başta Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın İmamoğlu olmak üzere belediye başkanı arkadaşlarımız, meclis üyesi arkadaşlarımız, bürokratlar ve onların aileleriyle birlikte yaşadıkları zulmü sizlerle paylaşacağız.

Değerli arkadaşlar bakın, öncelikle şunu söylemek isterim. Burada bir bildiğimiz duruşma salonundan bahsedemeyiz. Burada bizim gördüğümüz esasında bir cezaevine ait bir ek yerleşke ve orası da bizim tarihimizde Silivri ne desek bugün vatandaşlarımıza Silivri cezaevi. Silivri cezaevi yargılaması ne desek akıllara gelecek ilk düşünce, ilk fikir şu olur. Tarihimizde, yakın tarihimizde kumpas davalarıyla insanlara eziyet çektirilen bir yer olarak anılır, bilinir. Ki bu dönem şu anki iktidar tarafından dahi geçmişte birlikte yürüdükleri AKP - FETÖ işbirliği içerisinde kurulan kumpasların bugün kumpas olduğunu bu iktidar dahi kabul etmek durumunda kalmıştır. Ancak çok sayıda insan mağdur edilmiştir. Bugüne geldiğimizde ise tabii baştan şunu söyleyelim. Bir ceza yargılamasında usul esastan önce gelir. Eğer ki Cumhuriyet Savcılığı bir gizli soruşturmadan bahsediyorsa bu gizli soruşturmanın içeriğine ilişkin belge, bilgilerin sürekli iktidar yandaşlarına ve destekçilerine sızmaması gerekir. Biz bu dosyada bunu gördük. İkincisi, bu dosyada belki de bizim yargı tarihimizde ilk olarak Ceza Kanununun belirlediği zaman aşımı sürelerinden başka belediyelere yazı yazıldığında Cumhuriyet Halk Partisi'nin kazandığı tarih itibari ve sonrasına ilişkin belge bilgilerinin istendiğini ihalelerde gördük. Öncesine ilişkin tarihlerde olanların da kazaen bir şekilde gönderilse dahi hasıraltı edildiğini gördük. Aslında sürecin başlangıcını yurttaşlarımızla dertleşerek bir kez daha anlatmak istiyorum.

CHP TÜRKİYE'NİN BİRİNCİ PARTİSİDİR, O NEDENLE ERDOĞAN VE ARKADAŞLARI TARAFINDAN KUMPASA MARUZ BIRAKILMIŞTIR

Bakın Cumhuriyet Halk Partisi'nin suçu burada yatan, cezaevinde yatan arkadaşlarımızın temel suçu şudur. Cumhuriyet Halk Partisi yıllar sonra 31 Mart 2024 tarihinde yerel iktidarı elde etmiştir ve Türkiye'de yurttaşlarımızın yaşadığı yüzde 70'ten daha fazla bir bölgede iktidar olmuştur ve istikrarlı bir şekilde de oyu yüzde 34 ve üzerinde olmak üzere Türkiye'nin birinci partisidir. O nedenle halkın iradesini ancak kendi kazandığı vakit tanıyan Sayın Erdoğan ve arkadaşları tarafından kumpasa maruz bırakılmıştır. Ve bu böyle gizli kapaklı da değil değerli yurttaşlarımız. Bakın tarih vererek anlatalım. Ne zaman ki Aralık 2024 tarihinde Tayyip Bey şu Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri bir silkeleyin dedi ondan sonra seri bir şekilde belediyelerimize yönelik soruşturmalar ve kumpaslar başladı. Keza İstanbul'da da Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz dedik ki biz bu kez adayımızı önden açıklayacağız. Önce milletvekillerimizin imzasını aldık. Daha sonra tüm partililerimizle birlikte ön seçim yapacağız dedik. Bakın biz ön seçim kararı aldıktan itibaren Sayın İmamoğlu'na yönelik seri bir şekilde soruşturmalar açıldı. Görülmemiş bir şekilde 35 yıl öncesinden elde ettiği diplomasının iptaline yönelik yazılar yazıldı. Savcılık birden fazla kez tevhiden hadi diplomayı iptal et baskısı ve günün sonunda da yetkili olmayan bir kurum tarafından gözaltına alınmadan bir gün önce diplomasi iptal edildi. Şimdi buna kimse tesadüf olarak bakamaz. Bu Türkiye'deki seçme seçilme iradesine saldırıdır. Milli iradeye saldırıdır. Bu ülkede insanların kendi kaderini kendinin belirlemesine yönelik anayasal hakkına müdahaledir.

19 MART ŞAFAK BASKINI VE "İMAMOĞLU’NU SUÇLA, KURTUL" BASKISI

Bakın, 19 Mart şafak baskını oldu. O gün o dosya içerisinde neler söylemişlerdi? O dosya içerisinde dediler ki efendim çok delil var. 560 milyarlık soygun var. Dosya delillerle dolu. Bütün söylenenler bunlardı, değil mi? Ve bir yandan da yolsuzluk dosyasıyla paralel bir şekilde terör soruşturmasından bahsettiler. Neymiş efendim? Kürt kökenli yurttaşlarımız Cumhuriyet Halk Partisi'nin vesile olmasıyla İstanbul'da belediye meclislerinde görev almışlar. Bunu suç unsuru olarak gönderdiler. Görevden uzaklaştırma uygulamaları. Bu terör kisvesi altında bununla ilişkilendirerek kent uzlaşısı adı altında Esenyurt ve Şişli belediye başkanlarımız bakın görevden uzaklaştırıldı. Günün sonunda oradaki suçlamalardan aklanmasına, bir tutuklunun tahliye olmasına, diğerine yönelik o soruşturmadan ötürü tahliye kararı verilmesine karşın bu kez de hiç yeri olmamasına rağmen alelacele hukuki gerekçelerle ikinci bir tutuklama kararı çıkardınız. Dosyalara baktığımız zaman efendim tutuklandıktan sonra eğer hakkındaki suçlamayı kabul edersen, eğer Sayın İmamoğlu'nu suçlarsan, Sayın İmamoğlu’yla birlikte görev yapanları suçlarsan serbest kalırsın. Aksi halde tüm malın mülkün bunlara el konulur bir de üstüne kendi aile bireylerinde tutuklanır şeklinde baskıların geldiği görülmüştür.

“ETKİN PİŞMANLIK OYUNU”

Değerli yurttaşlarımız, kıymetli vatandaşlarımız, yargının yasa yapma yetkisi var mıdır? Yasa yapma yetkisi meclisin tekelinde münhasıran meclise verilmiş bir yetkidir. Milletin temsilcileri gider yasa yapar. Ancak bizim bu soruşturmada gördüğümüz husus şudur. Yargı burada kendine göre yasa yapmaktadır. Bakın ne demek istediğimi şöyle bir örnekle ifade etmek istiyorum. Bugün bizim kanunumuzun, Türk Ceza Kanununun 254. maddesi etkin pişmanlıkla ilgili hüküm düzenlenmiştir ve orada da der ki hangi şartlarda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanır? Ben buradan size söyleyeyim. Bakın kanun der ki, arkadaşlarımıza, burada tutuklara, burada itirafçı olanlara yönelik ilk suçlama rüşvet suçlaması. Halbuki Türk Ceza Kanunu 254. maddesi rüşvet suçunda etkin pişmanlık hükümlerini düzenler. Bunun için şartlar; etkin pişmanlıktan yararlanmak için bir rüşvet anlaşmasının yapılması. Ancak henüz soruşturmada yetkili makamlarca bir işlem yapılmamış olması lazım. Yani bir kimseyi rüşvet soruşturmasından tutuklarsanız o kişinin artık tutuklandıktan sonra etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması diye bir şey söz konusu olamaz. Halbuki buradaki dosyada ben suçsuzum diyenlerin içeride, ben onlarca rüşvet suçu işledim ama bu da şu işin içindeydi. Onu da gördüm bu da suçlu diyenlerin dışarıda olduğu, kanunu hilafiden yargının yarattığı bir düzenle karşı karşıyayız. Ve bu suçlamalar da tabii o kadar düzmece olduğu süreç içerisinde anlaşıldı ki.

Şimdi burada ben size bazı örneklerle paylaşacağım. Mesela denildi ki duymuştum. Bana öyle geliyordu. Bana böyle söylemişlerdi. Anlatılan buydu dediğinde bizim bildik anlamda tanıktan görgüye dayalı, kendi gözleriyle gören, kulağıyla duyan bir tanıklığın bulunmadığı görüldü. Bir kamera kaydı, bir ses kaydının bulunmadığı görüldü. Bir fiziki takip tutanağının bulunmadığı görüldü. Ve böyle arkadaşlarımız bir yıl boyunca cezaevinde tutuldular. Buradaki itirafçıların bir kısmı mahkeme salonuna geldi. Dedi ki bana baskı yapılmıştı. Ben bunu söylemedim. Tıpkı bizim daha önce söylediklerimizi doğrular mahiyette konuştu. İlave dosyadaki gizli tanık ifadesine göre ki gizli tanık bizim hukuk sistemimizde terör dosyalarında kullanılabilir. Alelade her soruşturmada gizli tanık kullanamazsın. Buna karşın gizli tanık Meşe. Meşenin ifadesine göre insanlar tutuklandı. Dosya açıldı Meşe yok. Gizli tanıklıktan vazgeçmiş. Bana vadettiklerinizi yerine getirmediniz diyor ve tanıklıktan vazgeçiyor.

"560 MİLYARLIK YOLSUZLUK" YALANI VE MEŞRU SİYASETE ÖRGÜT SUÇLAMASI

Bakıyorsunuz 560 milyar TL'lik yolsuzluk. Nerede bu arkadaşlar? Hangi MASAK raporunda yazıyor bu? Nerede böyle bir kamu zararı oluştu? Buna ilişkin bir tespit var mı? Yok. Peki suç örgütü kavramı. Nasıl örgüt kurulmuş? Efendim şüpheliler Ekrem İmamoğlu liderliğinde bir araya gelmişler. Hedefleri önce Beylikdüzü ilçe belediyesini kazanmak, sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesini kazanmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak. Bir defa sizin izlediğiniz yol ve talebiniz meşruysa ortada bir örgütten söz edemezsiniz. İnsanlar böyle hayaller de kurabilir, böyle çalışabilir de, cumhurbaşkanlığı hayali kurup aday da olabilir. Siz bunu bir ceza yargılamasında örgütlü suçun kapsamına alamazsınız. Bakın bir yılı geçti. Peşinen cezalandırma var. Yargılama daha yeni başladı. Çünkü bu dosyada 10’dan fazla kişi hakkındaki iddialar doğru bile kabul edilse şu anda yattıkları süre itibariyle bizim infaz kanunumuza göre cezasını çekmiş olacak. Yani belli sayıda insanın ceza almasıyla mahkum olması arasında teorik olarak bir fark kalmamış oluyor. Çekeceği cezayı yattı. Ve bakın böylesine bir yargılamada olabildiğince şeffaf olunması, televizyon ekranlarından paylaşılması gerekirken olabildiğince tecrit edilerek insanların yaşananları duymasını, bilmesini, görmesini, dinlemesini istemiyorlar. Basından milletvekillerine kadar bir kısıtlama ve sınırlandırma, izleyicilere kadar. Her aileden bir kişi uygulamasına kadar. Dolayısıyla kendi yaptıklarına, yazdıklarına güvenemeyenlerin çekinceleri işte bu. Kara propagandayla insanların kafasını karıştırmaya devam ediyorlar. Bizim bu konudaki canlı yayın talebimizin de iki kere değişiklik önerimizin mecliste reddedildiğinin AKP ve MHP oylarıyla altını çizelim.

YARGIDAKİ TECRÜBESİZLİK VE "12,5 YIL SÜRECEK DAVA" ABSÜRTLÜĞÜ

Şimdi değerli arkadaşlar bakın, bir başka çarpıcı nokta. Sayın İmamoğlu’yla ilgili hakkında yürüyen davalarda hakimi değişmeyen hiçbir mahkeme kalmamıştır bugün itibariyle. Hepsi. Ahmak davasından tutun Beylikdüzü davasına kadar. İdari yargıdan tutun burada geçen aylarda yapılan ceza davasına kadar. Bütün bunları gördük, yaşadık ve soruşturmaların absürtlüğünü ve bu dosyanın ek klasörlerle birlikte yoğunluğunu absürtlüğünü gören UYAP sistemi dahi burada yargılamanın 12,5 yıl süreceğine yönelik hesaplama yapıyor. Bakın 12,5 yıl.

Şimdi ifadeler alınıyor. Değerli arkadaşlar, bir sıralama yapılmış. O sıralamaya göre kimisi geçen hafta dinlendi, kimisi 3 ay sonra dinlenecek. Ama bakın bizim hukukumuzda açıktır. Aynı fiilden ötürü suçlanan kimselerin aynı anda dinlenmesi lazım. Halbuki aynı olayla suçlananlardan biri bugün dinleniyorsa bir diğeri iki üç ay sonra dinlenecek. Mahkemedeki acemilikler diz boyu. İki yargıcın görev süresi 2 yılın altında. Bir diğerinin 7 yıl. Ve hal böyleyken de böylesine bir ağır ceza duruşmasını yönetebilecek tecrübe eksikliği görülüyor. Görülüyor ki ilk günden yoklama almadan başlayarak dosyada vekaleti ve müdafiyle ilişkisi olmayan avukatın cübbesiz söz almasına kadar, salona ilişkin uygulamaların durmadan değiştirilmesine kadar. Bir gün şurada izleyebilirsiniz basına, bir gün şurada oturabilirsiniz. Bir başka gün milletvekilleri girer, bir başka gün giremez. Seyirciler dışarı - içeri gibi bir keyfilik söz konusu olduğunu görüyoruz.

Dediğimiz gibi bu Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik bir baskı ve sindirme operasyonunun en önemli ayağı, başlangıçlarından biri olduğu için şu hususun da altını çizmek isterim. Bakın bu dosyada yargılanıyorsunuz. Duruşma salonu burada, cezaevi burada. Burada yargılanan biri neden durup dururken Afyon'a gönderilir? Balıkesir'e gönderilir? Kocaeli, Kandıra'ya, İzmir'e gönderilir? Neden Tekirdağ'a gönderilir? Çorlu'ya gönderilir. Başka bir dosyada bunu göremezsiniz. Çünkü usul ekonomisine aykırıdır. Çünkü o masrafı boşu boşuna Adalet Bakanlığı yapmak istemez haklı olarak. Ama bu dosyada daha fazla eziyet olsun, ailelere eziyet olsun. psikolojik işkence olsun diye biz bunu da gördük.

"SUÇUN ŞAHSİLİĞİ" İLKESİ AYAKLAR ALTINDA

Bir diğer konu. Şimdi değerli arkadaşlar, suçun, cezanın şahsiliği ilkesi binlerce yıldır hukuk tarihinde olan bir ilkedir. Ama öylesine büyük bir organize kötülük var ki bir aileden birini tutukluyorsunuz. Sonra tutukladığınız kişi istediğiniz ifadeyi verirse bırakıyorsunuz. İstediğiniz ifadeyi vermezse ta dedesinden kalan tarlaya da el koyup TMSF'ye devrediyorsunuz. Oğlunu tutukluyorsunuz. Abisini tutukluyorsunuz, yeğenini tutukluyorsunuz. Niye? Efendim konuş. Şimdi bakın dosyanın sanıklarından Fatih Keleş. Şu soruyu soralım burada. Bugün Fatih Keleş, "Ben itirafçı oldum" dese, kendi oğlu, abisi ve yeğeni ister ifade versin vermesin, hakkındaki suçlama ne olursa olsun olduğu gibi tahliye olur mu? Olur. İşte düzen böyle bir düzen. Burada çok açık bir şekilde bir düşman hukuku uygulandığının altını çizelim. Bu görülmüş iş değildir.

BELEDİYE BAŞKANLARIMIZIN SAVUNMASI: "ŞEHİR RANTINA KARŞI BİLİMSEL BELEDİYECİLİK"

Bakın bizim geçtiğimiz hafta itibariyle belediye başkanlarımızdan Mehmet Murat Çalık ve Emrah Şahan ifade verdi. Her ikisini de yürekten kutluyorum. Çünkü hem ilçeleri açısından ne kadar güzel işler yaptıklarını çok güzel ifade ettiler. Hem de kumpasın neden kurulduğunu, hakkındaki suçlamalara ilişkin iddiaları çürüttüler. Düşünün saatler boyu neredeyse tam bir gün Resul Emrah Şahan Şişli Belediye Başkanımız ifade verdi ve bu ifadenin sonunda Cumhuriyet Savcısı kendisine tek bir soru dahi soramadı. Mahkeme hakiminin de dört tane sorusu oldu. Yani onlarca iddiayla karşı karşıyasınız. Derdinizi anlatıyorsunuz. Bir yıldır içeride yatıyorsunuz ve şehir rantına, şehrin betonlaşmasına karşı ne tip önlemler alındığını, gökdelenlerin nasıl şehri kötü bir hale soktuğunu, deprem toplanma alanı yapılması gerektiğini ifade ettiğinde oradaki büyük inşaat projelerinin kendisine yönelik nasıl kumpaslar kurduğunu, aleyhine ifadeler verdiğini, bu sayede atanan kayyumla birlikte de 16 kat fazla inşaat yaptığını, bunların hepsini tek tek anlattı ve kimsenin kendisine söyleyecek, kendisini sıkıştıracak bir sorusu dahi olmadı.

Aynı şekilde Murat Çalık kendisi hakkında iddiada bulunan kişilere baktığınız zaman çok çarpıcı. Çünkü bakın Uğur Güngör isimli bir kişi 2020 10 Ağustos'ta Murat Çelik hakkında Büyükçekmece savcılığına suç duyurusunda bulunuyor. Bir takım iddialar. Buna Büyükçekmece takipsizlik veriyor. İlgili kişi itiraz ediyor. Sulh ceza takipsizlik kararı doğrudur diyor. Daha sonra Yargıtay ilgili dairesine itirazen gidiyor ve orada işin esası değil ama usulden Murat Çalık'ın ifadesi alınmadı diye buraya geri gönderiliyor. 2020'deki o dosya bekletilip buradaki büyük Çağlayan adresi soruşturmasıyla birleştirme talepli gönderiliyor ve aynı ifadeler, takipsizlik verilen aynı ifadelere itibar edilerek hakkında iddianame tanzim edilebiliyor.

Şimdi tabii bu hukuk anlayışı değil. Buradan bir kez daha ifade edelim. Bugüne kadar hakkında tek bir sabıka olmayan, tek bir suçlama olmayan, bulunduğu yerde yaptığı işlerle, başarılarla anılan bugün Beylikdüzü ile Esenyurt arasındaki farka bakarsanız birisi şehircilik anlayışına uygun, bilime dayalı, çağdaşlığı ön plana alarak, halkın refahını, huzurunu ön plana alarak inşa edilen bir kent. Arada bir köprü var. Öteki de şehir suçları müzesi haline gelmiş. AKP'nin yönetimindeyken sürekli inşaatta rant odaklı, nüfusu 1 milyonu geçecek şekilde gettolaşmış bir yapı haline gelmiş bir kent. O kenti o hale getirenlere soruşturma açmıyorsunuz ama ömrünü Beylikdüzü’ne atamış, orayı güzelleştirmek için atamış Sayın Murat Çalık’ı bugün sanık sandalyesine oturtuyorsunuz. Kaldı ki kendisiyle ilgili iddialardan temeli rüşvet iddiaları var. Bahsettiğiniz zaman belediye başkan yardımcısı değil, kamu görevlisi değil, başkan danışmanı sıfatıyla çalışıyor.

İTİRAFLARIN ARKASINDAKİ TEHDİT VE "EMANETÇİ" İKİLİ HUKUK SİSTEMİ

Biz diyoruz ya insanlara baskı yapıyorlar. Bunlardan bir tanesi sanıklardan Murat Kapki. Tanımayız, etmeyiz. Diyor ki daha önce kandırdılar beni. Savcılar dedi ki böyle ifade verirsen serbest kalırsın. İfade verdim bırakmadılar. Araya başka avukatlar girdi. Geldiler görüştüler. Benden 2 milyon dolar para istediler. Adı bu. Görüşme yeri bu. Bana kumpas kuruluyor. Ben suçlanacağıma ilişkin birçok bilgi geldiği için mallarımın bir kısmını güvendiğim bir arkadaşıma teslim ettim. Bakın bunu kim diyor? Murat Kapki diyor. Kime teslim etmiş mallarını? Orada İsmail Kaan adlı kişi. Paramı buna verdim, malı buna verdim diyor. Peki bu kişiye bir soruşturma yürüyor mu? Hani uçanın kaçanın gözaltına alındığı bir ortamda bu kişiye yönelik bir soruşturma var mı? Bakıyorsunuz yok. Niye? Çünkü babasıyla Tayyip Erdoğan'ın arkadaşlığı var, yakınlığı var, tanışıklığı var. Yani o kadar yakınlar ki babasının kurduğu kanunlar vakfını vergiden muaf tutan kararnameyi de Sayın Erdoğan imzalamış. Yine bu kişinin bir oğlu emanetçi parayı almış. Diğer oğlu ise AK Parti İstanbul Yönetim Kurulunda başkan yardımcısı. Hep diyoruz ya ikili hukuk, ikili hukuk sistemi. Bakın dosyanın sanıklarından birinin açık ifadesi. Ben parayı şuna verdim diyor. Mallarıma tedbir konulacak, param gidecek diye kendimce önlem aldım diyor. Bir soruşturma var mı? Tabii ki yok.

VALİZLERDEN CENAZE ARAÇLARINA YALANLAR LİSTESİ

Değerli arkadaşlar bakın, şimdi o kadar çok yalanla karşı karşıya kaldık ki. O kadar çok yalan. İnsan bazen düşünüyor yani bunun neresinden düzeltesin, hangisini anlatasın diye. Ben şimdi hızlıca bir kez daha son bir yılda yaşadıklarımızdan hızlıca bir özetleyeceğim. Valizlerde para var dediler. Dosyada var mı değerli arkadaşlar, kıymetli yurttaşlarımız? Yok. Jammer var dedik. İBB'de 560 milyar TL'lik yolsuzluk var dediler. Dosyada böyle bir iddia var mı? Yok. Bu da yalan çıktı. Efendim koruma müdürü Mustafa Akın'ın yayla evinde kasa çıktı. Efendim sır kasa. Sır kasadan ne çıktı? Mermi çıktı. Bir başka yalan. Florya sosyal tesislerinde parkelerinin altına 2 milyon dolar sakladılar. Bunları televizyonlarda aldığımız bilgilere göre, savcılıktan sızan bilgilere göre, duyumlara göre televizyonda iktidarı destekleyen yandaşlar söyleyip durdu. Dosyada var mı? Yok. Yalan. Ekrem İmamoğlu'nun jetiyle yurt dışına paralar gitti. Hangi jet? Nerede? İmamoğlu'nun jeti var mı? Yok. Dosyada böyle bir iddia var mı? Yok. Milyonluk araç, İmamoğlu'nun araçları, lüks araçlar. Yalan çıktı. Dosyada var mı? Yok. Araçlar kimi MHP milletvekilinin. Efendim İBB iştiraki Medya A.Ş’nin kasasından 1200 Pro Max cep telefonu iPhone. Dosyada böyle bir iddia var mı? Yok. Bunu söyledikleri tarihlerde iPhone böyle bir telefon üretmiş mi? O da yok. Gizli tanık Meşe’nin ifadesi. Bahsettiğim gizli tanık Meşe var mı? O da yok. Peki Kiptaş'tan CHP'li delegelere 100'den fazla daire dağıtıldı. Nerede? Böyle bir iddia var mı? Yok. O da yalan. İmar A.Ş Genel Müdürü Onur Soytürk'ün kayınpederi Atina'daki hesaba cenaze aracıyla götürdü 10 milyon doları yatırdı. Dosyada var mı? Yok. İlgili kişinin kayınpederi 2021'de vefat etmiş. Hayatında da Atina'da hesabı mesabı yok. Sayın İmamoğlu’nun makam şoförleri tutuklandı. Recep Cebeci, Zekai Kırat. İddia ne? Örgüt üyesi ve rüşvet. Bundan tutukladılar. Dosyada var mı 4 bin sayfalık iddianamede? Yok. Böyle bir iddia yok. Tespit yok. Hangi olay? Hangi tarih? Nerede? Terör örgütüne yardım edildi. Örgüt mensupları belediyede işe alındı. Kim? Nerede? Var mı bu? Bu da yok, yalan. Yani dediğim gibi yalanın bir tane değil ki hangisini söyleyelim? Efendim PKK'ya 100 milyon dolar gönderildi. Nerede? Kimin böyle bir tespiti kaydı var? Dosyada var mı? Yazılmış mı? Yok. Yalan. Ama günlerce televizyonlarda konuşuldu.

Şimdi biz hal böyleyken halkın hakemliğine ihtiyacımız var. Gelin canlı verin diyoruz. Reddediyorlar. İddianameye ilişkin internet sitesi kuruyoruz derdimizi anlatalım diye. Kapatıyorlar. Sayın İmamoğlu’nun derdini anlatmak için kullanmış olduğu hesaplar var. Onları kapatıyorlar. Peki benzer ihaleler aynı yöntemlerle yapılan ihalelerde önceki dönemler örnek gösterilip veriliyor. Onlara ilişkin bir inceleme var mı? Yok. O da yok.

CEBECİ MADEN SAHASI VE HÜSEYİN GÜN CASUSLUK İDDİASI

Bakın bir başka büyük yalan. Deniyor ki yüzyılın yolsuzluğu Cebeci maden sahası. İddiaya göre burada döküm saha izni olmamasına rağmen izin verilmiş ve yayla yolu projesi adı altında döküm yapılmış ormanlık alan edilmiş. İBB'nin denetim sorumluluğu var. Bu sayede de yüksek bir şekilde rant elde edilmiş. Peki belgesi var mı? Yok. Aksine ne var? Yani yayla yolu projesi diye bir proje var mı? O da yok. Peki bu bahsedilen yere ilişkin yetki kimde? 2022 yılında Sultangazi Belediyesi Sultangazi Kaymakamlığına yazdığı bir yazıda diyor ki buradaki yani iddia edildiği Yayla Mahallesi olarak geçen yerin doldurulduğunu, buradaki eksiklerin giderilmesini istediğini söylüyor. Kaymakamlık da bu yolun yapılmasını istiyor. Yani bahsedilen dolgu, yol yapımı ve benzeri işler Sultangazi Belediyesi, Sultangazi Kaymakamlığı ve İstanbul Valiliğinin koordinasyonda gözetiminde yapılıyor. İBB burada bir şey yapmış mı? Yapmamış. Suçlama kime? İBB'ye.

Gelelim başka çarpıcı nokta. Bu iddianamenin en önemli örgüt üyelerinden biri casus. Sözüm ona Hüseyin Gün. İmamoğlu’yla ilişkisi ne? Ömrü hayatında seçim kazandıktan sonra belediyede bir fotoğraf çektirmiş. Tebrik etmeye gelmiş. Bir daha görmüş mü? Görmemiş. Ondan önce görmüş mü? Görmemiş. Hiç konuşmuş mu? Konuşmamış. Ama 402 sanıklı böyle bir dosyanın en önemli isimlerinden biri örgüt yöneticisi. Nasıl oluyor bu? Dedim ya yargının yasa yapma yetkisi mi var? Bizim kanunumuzda böyle bir örgüt tarifi mi var? Böyle bir ilişki şekli mi var? Bu da yok.

AİLELERE SALDIRI VE MUHİTTİN BÖCEK’İN ŞOFÖRLERİNE OPERASYON

Şimdi bakın her şey tesadüf. Öyle mi? Bu iddianame yayınlanmadan 5 gün önce kamuoyunda etkili bazı gazeteciler gözaltına alınıyor. Aman ha bak iddianame çıkacak. Aman ses çıkarmayın. Ve bu kişilerin isimlerini de çeşitli gizli tanık ifadelerinde geçiriyorlar. Ama bir tutarlılık da yok.

Şimdi gelelim diploma iptali ile ilgili davaya gittik değil mi? Burada girdik. İdare mahkemesinde de girdik. Ya kurumun avukatı bile Sayın İmamoğlu'nun direkt yapmış olduğu bir eylemi yok diyor. Bunu zaten belirtmiyoruz diyor. Peki eylemi olmayan biri nasıl olur da ceza hukuku anlamında suçlanabilir? Ailelere saldırı. Bakın Sayın İmamoğlu'nun, Sayın Dilek İmamoğlu'nun hem iki abisi de tutuklu ipe sapa gelmez iddialarla, dosyalar bomboş. Biriyle ilgili iddia, iddiayı doğrulayan hiçbir delil yok. Uyuşturucu kullandı iddiası var. Hayatımda kullanmadım, saç örneği alın diyorlar. Gerek yok. Tutuklanıyor. Bugün test sonuçları temiz çıktı. Peki kendisi nerede? Tutuklu hala, hala tutuklu.

Bakın, aldıkları kişilerde ortak bir şey var yarattıkları. Efendim diyeceksin ki sistem. Özellikle birinci ve ikinci dalga operasyonlardan sonra kimi alsalar hemen peşine sistemden bahset sistemde sistem deyip duruyorlar. Ve bahsettikleri akış esasında bir belediyenin aleni. Hani bir gizli örgüt diyorlar ya internet sitesindeki yönetim şeması ve şoför duyumları. Bakıyorsunuz sürekli şoförlere yönelik bir operasyonlar acaba ağızlarından birlikte dolaştıkları vakitler itibariyle bir söz alabilir miyiz? Elde delil var mı? Yok. Bunun en son örneği de kıymetli yurttaşlarımız, en son örneği de Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Muhitti Böcek'in iki şoförüne yönelik, yanındaki yardımcılara yönelik gözaltı ve tutuklama. Bakın nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk yazısı yanımda. Bu kişilerin nerede, kimle, hangi görüntü, hangi ses kaydı, hangi tanık, bir rüşvet verdiği, aracılık ettiği görülmüş, duyulmuş. Ne zaman ki Sayın Genel Başkanımız Adalet Bakanının mal varlığı ile ilgili bazı evrakları kamuoyuyla paylaştı, döndü, dolaştı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı bir Manisa ziyareti var. Manisa savcılığı değil, Antalya Savcılığı değil, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu iki kişiyi gözaltına aldı ve tutuklattı. Bunların hukukta yeri yok. Yani diyoruz ya hep bu yargı düzenine evet derseniz bugün bu ülkenin seçilmişlerine sesleniyorum. Farklı partilerden olsak da milletvekillerine sesleniyorum. Yargının yasa yapma hakkı mı var? Yasada yazmayan, bulunmayan, uygulaması olmayan, aksine yasanın varlığı durumunda tersini uygulayan bir hukuk düzeninden bahsediyoruz. Bu böyle sürdürülemez.

"HESAP SORULACAK, HALKIN İKTİDARINDA BULUŞACAĞIZ"

Biz bugün burada yaşanan hukuksuzlukları dile getirdik ve şunu ifade ediyoruz. Bu sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir problemi değildir. Sadece İmamoğlu'nun, oradaki tutuklu arkadaşların, ailelerin problemi değildir. Bu bizatihi Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasında yer alan en temel haklara saldırıdır. Onun mücadelesidir. Onun karşı duruşudur. Biz arkadaşlarımızla bu dayanışmayı devam ettireceğiz. Bugün de biraz da bu anlayışla burada sizlerle buluştuk. Derdimizi anlattık. Duruşmada bütün gerçekler ortaya çıkıyor. Süreçlerin kumpas olduğu ortaya çıkıyor. Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik kumpaslar da elbette devam ediyor. Biz burada bir adım geri atmadan mücadelemizi yurttaşlarımızla, halkımızla birlikte büyüterek devam ettireceğiz. Nasıl ki son bir yılda üye sayımızı 500 bin artırdıysak, 100 yerde yaklaşık eylem yaptıysak önümüzdeki dönemde tüm gerçekleri halkımızla paylaşmaya devam edeceğiz.

Burada yaşanan hukuksuzluğun elbette hesabı da sorulacak ve biz halkımızı halkın iktidarında muhakkak buluşturacağız.